banner25

HDP YÖNETİCİLERİ’NİN 6-7 EKİM 2014 TARİHİNDE MEYDANA GELEN ŞİDDET OLAYLARI NEDENİYLE SORUŞTURULMALARI KONUSUNDA KAMUOYU VİCDANINA BİR NOT

Bundan 6 yıl ve biraz önce, tarihin gördüğü en alçak, vahşi, onursuz terör örgütlerinden IŞİD önce Musul’a saldırmış sonrasında ise Sinjar’da mazlum Ezidi halkına soykırıma girişmişti. Binlerce insan IŞİD’in elinde katledilmiş, onbinlercesi ise Sincar Dağı’na sığınmıştı. Günlerce açlık ve sıcaktan ölümün eşiğine gelmiş Ezidi kardeşlerimiz nihayet ABD’nin hava saldırısı desteğiyle YPG’nin açtığı koridordan geçip Suriye’ye sığınmıştı. IŞİD’in bir sonraki hedefi Kobani’ydi. Tarihin en şerefsiz terör örgütlerinden birine karşı, Kobani’de bulunan direniş güçleri Türkiye’den giden gönüllü kardeşlerimiz ile korkusuz bir direniş sergilemiş ve bu onurlu ve vicdanlı savaşın sonunda IŞİD isimli iblis sürüsü defedilmişti.

Bu süreçte, 6-7 Ekim 2014 tarihinde, 35 ilde çıkan olaylarda 37 yurttaşımız öldürülmüş, 761 kişi de yaralanmıştı. Somut durumun tartışma konusu bu olayların hukuki ve vicdani niteliği değildir; sebebi ne olursa olsun, bir insanın-insanların böyle katledilmesi vahşet ve terördür. Yaşanan olaylar toplumsal bir cinnettir; aklın, duygunun, mantığın hükmünü yitirmesidir.

Bu süreç öncesinde HDP Merkez Karar Yürütme Kurulu tarafından “Halklarımıza Acil Çağrı” başlığı altında “AKP iktidarının Kobani’ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz” açıklaması yapılmıştır. Tartışılması gereken 6-7 Ekim olaylarında yaşanan vahşet ile bu çağrı arasında bir bağ kurulup kurulamayacağıdır. Bu çağrının bir şiddet veya isyan çağrısı olmadığı yolunda hukuki bir tartışmaya girme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının tanıklığına başvurma ihtiyacı hissetmiyorum. Algım ve aklım, günün (6-7 Ekim) koşulları içerisinde HDP yöneticilerinin böyle bir sonucu amaçlayarak halka sokak çağrısı yaptıkları hükmünü kabullenmiyor. HDP’nin genel siyaseti ve terör karşısındaki tutumuna ilişkin itirazlarım ve sert eleştirilerim kamuoyunca bilinmektedir. Bununla birlikte adil bir tutumu ve hükmü öncelikle farklı düşündüklerimize ve -HDP’yi bu şekilde görenler için söylüyorumdüşmanlarımıza dahi borçluyuz. ABD Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Nürnberg Mahkemesi Başsavcısı Robert Jackson iddianamesine şu sözlerle başlar: “Bugün bu zanlıları yargıladığımız mahkeme kayıtlarıyla yarın tarihte bizi yargılayacaktır.” Jackson’ın Nurmberg’de yardımcılığını yapmış ABD’li hukukçu Prof. Benjamin Ferencz’den, o salona sinmiş adalet anlayışını ve duygusunu ikili bir sohbette bizzat dinleme fırsatını ve onurunu yaşamıştım. Muzaffer güçlerin Nazi suçlularından esirgemediği adalet anlayışını, siyasi düşüncelerine ve eylemlerine ne kadar mesafeli olsak da yasal siyasi bir Pati’nin yöneticilerinden esirgeyemeyiz. AK Parti Genel Başkanı’nın da ilham alması gereken düstur ve ruh budur. Nürnberg Mahkemesi’nde yargılanan 24 ZANLIDAN 3’Ü beraat etti.

Bu olaylardan sadece birkaç ay sonra bakanlarının Dolmabahçe’de, bu çağrının sahipleriyle karşılıklı oturup bir mutabakat imzalamasını cesaretlendiren AK Parti Genel Başkanı görüldüğü kadarıyla katledilen yurttaşlarımızın acısını birden hatırlayıvermiştir. Elbette bu soruşturmalar siyasidir. Elbette hukuk Türkiye’de artık siyasetin bir enstrümanıdır. Eskiden, darbe zamanlarında dahi insanlar Mahkemelerde ya mahkum olurlardı ya beraat ederlerdi; şimdi ise ya esir alınıyorlar ya rehin tutuluyorlar. Tıpkı Rahip Brunson’un Pensilvanya’daki kelpe karşı rehin tutulduğu gibi; tıpkı Selahattin Demirtaş’ın referandumdan önce siyaset meydanından rehin alındığı gibi… Eskiden hukuk eyleme hükmederdi şimdi ise eylem hukuka hükmediyor. Ve tersi olması gerekirken hukuk siyasetin bittiği yerde başlıyor. Suçlamaların kanıt olduğu, -HAMLET’in Danimarka Krallığı için söylediğini Türkiye Sultanlığı için de söylersek- çığrından çıkmış zamanlarda yaşıyoruz. AİHM’nden en ufak umut ışığında ise AK Parti Genel Başkanı KARŞI HAMLESİNİ YAPIP İŞİ BİTİRİYOR.

Bugün HDP yöneticilerini karşı yürütülen soruşturma, siyasi yaşamda Türkiye’de biz ve onlar temelinde herkesin herkesi yok etmeye çalıştığı herkesin ise var olma ve etme mücadelesi verdiği kabile siyasetinin tezahürü ve davamıdır. Güce sahip olmak için verilen bu mücadelede ne yazık ki yürek parçalayıcı bir şekilde bir ülke ve ulus olma isteğimizi ve bilincimizi yitiriyoruz. Biz 2002 yılında AK Parti’ye bir ulus teslim etmiştik karşılığında elimizde bölünmüş cemaatler kaldı. Artık eskiden rakipken şimdi düşman olan siyasi kabileler, aralarına duvar örmüş; ülkenin her yerinde kendine şehir-devletleri ilan etmiş ve duygusal olarak ülkenin geri kalanından kopuş yaşamaktadır.

Sayın Cumhurbaşkanı şunu hatırlamalıdır ki siyasi tarih sadece NE OLDUĞUN ile değil NASIL OLDUĞUN ile de ilgilenmekte, kişiye ayıracağı yerin miktarına ona göre karar vermektedir. Güç uğruna her hukuksuzluğa başvurmak, her prensibi çiğnemek, her hakkı yok etmek mevki kazandırır fakat saygınlık değil. Truva surlarının önünde AŞİL ile savaşırken HEKTOR’un ayağı bir taşa takılır ve yere düşer. AŞİL ona “kalk Prens” der “zaferimi küçük bir taşın gölgelemesine izin vermem.” Görüldüğü kadarıyla AK Parti Genel Başkanı, HOMEROS’un İLYADA’sını okumamıştır ve hasmının önce ellerine önden Emniyet kelepçesi takıp, ayaklarına zincir vurup, ağzına da sağlam bir bant çektikten sonra siyaset meydanında kavgaya çağırmaktadır.

Ve bilinmelidir ki tüm siyasi kavgalar ve savaşlar hasmını yok etmek için değil değiştirmek için; düşmanını değil düşmanlığı yok etmek için yapılır. HDP’ye yönelik eylemle ve sözle orantısız her soruşturma ve adaletsizlik toplumsal ve duygusal ayrışmayı körükleyen bir yaklaşımdır. Kabile siyaseti elbette bir sonraki seçimi de AK Parti’ye kazandırabilir. Fakat ayrışmış bir ulus ve ülke bunun için ağır bir bedeldir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner33

banner14