banner10
banner25

Pek bilinmez Heyder Efendi. Ancak benim için Dersim’in en bilge insanı ve filozofudur. Amerika’da Astroloji okumuş ve bilgeliğini Dersim’e getirmiş deha bir kişilik. Ne söylemişse gün gün hayat ispatlamış.

Şimdi Dersim her yönüyle tam bir abluka altında.

Neden bu hale geldi...

Heyder Efendi anlatsın...

Çıkacak yeni romanımdan bir bölüm...

Üç gün üç gece, gri bulutlar Munzur dağlarının üzerinden çekip gitmedi. Sanki Munzur Dağları utancından kimseye görünmek istemiyorlardı.

Üç gün üç gece sonrası, sabahında kalkıp Munzurlara bakan insanlar şaşkındılar. Gri bulutları savurmuştu üzerinde. Savurmuştu da, bu sefer daha kötüsü düştü gözlerine. Eteklerine kadar, aşağılara doğru kendisini karlarla örtmüş beyaza bürünmüştü Munzur. Böylesi hallerde hep Dersimlileri kötü şeyler beklediğini habercisi olurdu Munzur.

Oysa mevsim yazdı. Bu mevsimde beyaz karın ne işi olaydı ki burada. Zaten her kış gelip metreler birikerek aylarca bu topraklarda konaklayıp sonra çekip gidiyordu. Bu yaz zamanı, güneşin kızgın sıcaklığının en sıcak olduğu bu mevsimde neden geri dönmüş Munzurları beyaza boğmuştu kar.

İyilik melekler korku içinde orayı terk ederek çekip gitmiş yerini kar soğukluğunun dayanılmazlığına bırakmışlardı.

Şimdi Munzurlar da renk renk açan çiçekler, bele kadar yükselen yeşillikler birde yaşlı çınar ağacı üşüyordu.

Göçmen kuşlar şaşkın halde ne yapacağını bilmez olmuştu. Yavru yapacakları yumurtalarını kar beyazı almıştı ellerinden. Bu yıl çoğalamayacaklardı. Hüznü yükleyip kanatlarına sıcaklığa doğru uçup gittiler.

Dersimliler korku içinde gözlerini karşılarındaki Munzur dağlarından alamıyorlardı. Haber her tarafa yayıldı. Kuytu ve derin yerlerde yaşayan insanlar Munzurları görebilecek tepelere doğru yürüyüp baktılar Munzur'a.

Korku canlarını ellerinden alır gider haldeydi. Munzurların bu halini gören kim varsa, sanki bir karanlığa düşmüş, orada ki yırtıcı hayvanlar kendilerini parçalar gibi endişe içinde nefes alıp vermekten zorlanıyordu.

Her kafadan bir ses çıktı. Herkes kendisine göre yorumladı bu işi. Uğultu içinde kimin ne dediği anlaşılmaz oldu. O günü anlaşılmaz sözcüklerle dolan konuşmalarla tüketip geri evlerine döndüler.

En iyisi aşiret alimlerine danışmaktı. Olanları en iyi onlar bilirdi. Bugüne kadar söylediklerinin çoğu da gerçekti. Yanılmamışlardı söylediklerinden. Uykusuzluğu gecelerine katarak uzun bitmez görünen gece, sonunda yerini şafak vaktine bıraktı.

Gün ağarmasıyla, alim olan insani kamillere danışmak için yol aldılar.

Alim olan hiç birini evinde bulamadılar.

Hepsi Düzgün Baba diyarına çıkmış dua edip kendisine yalvar yakar oluyorlardı.

Alimlerin, Düzgün Baba diyarına geldiklerini duyan çevre köylerde yaşayan insanlar gelip Düzgün Baba Dağı'nın alt tarafındaki düzlükte buluştular.

Düzgün Baba'nın kardeşleri Jel ile Haskar Dağları'nın boyunları büküktü. Secdeye durmuşlardı Düzgün Baba karşısında.

Alimler yalvar yakar dualarını bitirdikten sonra çember olup oturdular; Düzgün Baba'nın huzuruna oturur gibi.

Çok düşündüler, az konuştular. Kah derin düşlere kendisini kaptırdılar, kah gözlerine yaş düşürüp göğüslerine doğru aşağıya bıraktılar.

Sılo Dede, “bu hayra işaret değil Munzur Baba yine bize işaret veriyor. O işareti çözüp anlamakta bize düşüyor. Hepimiz düşünelim taşınalım Munzur Baba bize ne demek istiyor, çağrısı nedir bize...”

O geceyi Düzgün Baba'nın diyarında sabahladı alimler. Gece soğuktu.

Düzlüğe toplanan insanlarda gitmedi. Haber beklediler alimlerden. Büyük bir ateş yakıp, sabaha kadar oturdular alev alev geceyi yırtan alevlerin önünde.
Alimler bu olanın iyiye işaret olmadığına hemfikirlerdi. Ne var ki, “neden... niçin...” diye kafalarında dolanan sorulara cevap bulamıyorlardı. Sabaha kadar konuşup, hep aynı yere geldiklerinde, neden niçin, soruları içinde boğulup kaldılar. Sonunda, Heyder Efendi’ye danışmaktan karar kılıp sabahın ilk ışınlarında, Düzgün Baba dergahını öperek oradan ayrıldılar.

Heyder Efendi, bağ, bahçe meyvesi ile cenneti kıskandıran, cennete rakip olan Torud Köyü'nde oturuyordu.

Her sabah kalktığında, ilk işi, kendisini ceviz ağacına asarak intihar eden, oğlu Hasan'ın mezarına gitmek olurdu. Mezara gider, oğlunun mezar toprağını öper dualar ettikten sonra, mezarın yan tarafındaki söğüt ağacının altına oturur sırtını söğüt ağacının gövdesine yaslayıp, kalın kalın kitaplar okur, defterine notlar alırdı.

Akşama kadar burada insanlardan uzak kalır kendi dünyasına çekilirdi. Akşam güneşi dağların arkasına düştüğünde ise yorgun bedenini ayaklarına yükleyip eve geri dönerdi.

Karısının kendisine ihanet etmesiyle, annesinin verdiği bu utanca dayanamayan oğlu Hasan, gidip kendisini ceviz ağacına astığından bu yana, bir daha konuşmamak için susmuş kendisini ilime vermiş, teselliyi oğlunun mezarında arar gibi, hep oraya giderdi. Kitaplar okuyup deftere yazı yazmanın yanında oğlunun mezarıyla da konuştuğu olurdu.

O akşam eve döndüğünde, evinin cemaat odası insan kalabalığıyla dolu olduğunu gördü. Çevre aşiret büyükleri toplanmış, kendisine gelmişlerdi. Bir şey söylemeden insan kalabalığının içinden geçip, kendisine ayrılan odanın baş köşesine oturdu. Başını önüne eğip göğsüne kadar düşmüş ak sakallarını okşadı.

Oğlunu kaybettiğinden bu yana ne saçlarına makas değmiş, nede sakallarını tıraş etmişti. Sanki oğluyla birlikte çekip gitmişti bu dünyadan.

Aşiret büyükleri hepsi birlikte ayağa kalkıp, karşısına dizilip dara durdular. Kendisine yalvar yakar olup, “bu yaz mevsiminde Munzur Baba dağları neden üzerlerine soğuk beyaz karları örtüler. Hangi işarettir, Munzur Baba'nın bize verdiği?” diye ağlar gözlerle sordular, Heyder Efendi'ye.

Sessizlik düştü orta yere. Öyle bir sessizlikti ki, sanki birazdan korku orta yere çıkıp canlarını elinden alıp gidecekti. Vakit gece yarısına geldiğinde, aşiret büyükleri hala Heyder Efendi'nin karşısında ayakta darda bekliyorlardı.

Heyder Efendi, başını kaldırıp karşısında dara duran insanlara baktı. Hepsi perişan bir haldeydiler. Hepsinin benzi korku belasında sarıya dönmüş gözlerinde yaş yerine korku akıyor gibiydi.

“Emelinize göre darınız Xızır diyarında kabul ola. Oturun yerlerinize” dedi Heyder Efendi.

Kaç zaman sonra ilk kere Heyder Efendi'nin konuştuğuna şahit oluyorlardı. Darda olan insanlar saygıdan kusur etmemecesine geri geri gidip yerlerine oturdular.
“Benden ne istiyorsunuz siz? Canımdan öteye saydığım, aynı yastığa baş koyduğum, gülerken güldüğüm, ağlarken ağladığım biri tarafında ihanete uğrayarak can evimden vuruldum.

Oğlum Hasan, benim bu ihanete kayıtsız kalmamdan dolayı bana ceza olsun diye gidip kendisini ceviz ağacına astı.
Tanrının bana biçtiği bu ceza ile ben size ne söyleyebilirim ki. Gelip karşımda Xızır darına
durdunuz. Dara durmak, bütün günahlarımla birlikte bir daha o günahları işlememek için ikrar verip iyilik ve güzelliğe teslim olmaktır.

Munzur'un iyilik sırrının, sırtından koparıldığı o lanet günden bu yana dört kötüye teslim oldu insanlık.

Munzur, hala Munzur Baba Dağları'nın cennet bahçelerinin dibinde, cehenneme açılan kapının altındaki büyük uçurumun dibinde ölmemek için can çekişiyor.

Siz güvercinler ile birleşip, Munzur'u oradan kurtaramadınız. İhaneti koynunuza doldurarak zalimin çanağında zıkkımlananız az olmadı.

Bu zamanda para tunç insan oğlu piç oldu.

Zalimin o tunçları, sizi insanlığınızdan etti. Jarlarınıza, ikrarınıza ihanet edip insanlığınızı unuttunuz. Düzgün Baba'nın boynunu bükük koydunuz. Jel kız ağlamaktan gözlerinde yaş kalmadı. Askar, bir daha canına kıydı. Munzur neden bu hale düşürdü kendisini dersiniz.

Söyleyeyim, sizden dolayı. Neden? Çünkü insanın kötülüğü yamandı. İnsan yerine koyun kuzu, dağ taş, ağaç ile çiçeklerle konuşmayı yeğledi. Dertlerini onlara söyledi onlarla konuştu onları dinledi.

Yüreğini kavalına süzüp hüzün aktı nefesinden. Hayvanlar, bitkiler, dağlar, taşlar, ağaçlar çiçekler hepsi Munzur'un kaval sesiyle yerinden doğrulup semah döndüler. Bir tek insanoğlu kendisinin farkında olmayarak “çobandır” diye alay ettiler kendisiyle.

O hüzün akan kaval sesindeydi mor koyun yedi yıl ettiği yeminini bozarak, Munzur için süte durdu. Oysa mor koyun nimetini insana sunmamak için kısır koymuştu kendisini.

Ağa'sı, insanları arkasına toplayıp Munzur'a doğru gittiğinde, Munzur nerden bilsindi ki ağasının iyi niyetini. Hep korkmuştu kendisinden.
Koşup kaçtı. Oradan uzaklaşmak istiyordu. Korkuyu yüreğine katıp ter içinde kaldı. Adının verildiği dağ, ortadan ikiye bölündü. Munzur dağının, kendisine açtığı yola girip altında kayboldu. Kaybolurken de, insan insan olsun diye arkasında kırk göze süt renginden su bıraktı. Munzur’un arkasında bıraktığı bereketledir bu

Jaru Diyar memleketinin tanınması. Munzur'un arkasında bıraktığı Munzur Irmağı yolunun düştüğü yerde insan dahil toprağın üstünde ve altında olan her şeye can verir.

Eğer o güzelliğin yanında hepiniz dik durmayı bilseydiniz Munzur, sevgi sırını geri alacaktı. Şimdi Munzur uçurumun daha da dip tarafına düştü. Kızgın lav sularına gömülmesi an meselesidir.

Tunç karşılığında gidip güzelliğinizi zalime sattınız. Oysa bu topraklarda paranın hükmü yoktu. İnsanlıktı hakim olan. Birbirinize düştünüz. En yiğit en güzelinizi kendi ellerinizle öldürdünüz. Söyleyin bana, Munzur Baba Dağları bu yaz gününde soğuk beyaz karı üzerine örtmesinde ne yapsın...

İnsan öldüğünde bedeni buza tutar. Farkında değil misiniz siz. Munzur Baba da çektiği ıstıraptan artık dayanamayıp kendisini öldürmek istiyor. Bunu bilmeyecek kadar aptal mısınız siz.
İçinize girmiş olan dört kötüyü defedin. Kendi aranızdaki düşmanlığa son verin. Kanı kaldırıp toprağa gömün. Toprak bir anadır. İnsan gülsün diye acısını bağrına gömer kanı, derinliklerinde kaybeder. Jar ile ikrarınıza sığının.

Jel'in gözlerinde kan akıyor. Anafatma küsmüş size. Farkında değil misiniz. Askar kızın her yanı yara bağladı. Hep “ahhhh” edip kendisini dövdüğünden.

Munzur Baba ondan bu yaz sıcağında soğuk beyaz karı üzerine örttü. Karar sizin. Ya Munzur Babayı kurtarıp Munzur'un o kızgın lav sularına düşmesini engelleyeceksiniz Ya da Tunç'a teslim olup Munzur ile birlikte ikrarınızı öldüreceksiniz....

Herkes, kendisini Kırkların terazisine teslim edecek. Ahireti beklemeden, Sırat köprüsünü kendisi bu dünyada yaratmalıdır. Xızır'ına sığınıp Düzgün Baba'ya secde etmelidir.

Korkum odur ki, bunu başaramayasınız. Başarmadığınız ve kendinize yabancı olduğunuz müddetçe hali yaman olur bu Dersim'in.

Hain çoğalarak gelir sizi sizden alır.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Munzur Ali 2020-09-24 01:56:40

Dersimli kendini anlamıyor, anlaşılan bir süre daha kendini anlamayacak..Dersimli niye bu denli ideolojilere battı..? Bu bataklıktan çıkamıyor..Bilgi olmadıktan sonra ben ideolojiyi ne yapayım ki?..Bilgi ağacınız olsun derim..

Avatar
vatandaş 2020-09-30 14:02:41

Dersim'de neler olmadı ki...Dersimli kendisi için hiçbir şey yapmadı..önceleri vietnam ,flistin hikayeleri vardı..sonra kobani hikayeleri çıktı,yani hep aynı hikaye...Çalışmadı ve üretmedi...Bütün arazileri boş yatıyor..Çalışanda yok..göç edende geri gelmedi..

banner37

banner14